
Sünnet Olarak Kıldığımız Namazları Peygamber mi Uydurdu ?
Müslümanlar, Kur'an'da açıkça belirtilen beş vakit farz namazı ( salât ) Allah'ın emri olarak kılarlar. Bunların yanı sıra, nafile veya isteğe bağlı namazlar olarak da adlandırılan sünnet namazları, Müslümanların ibadet pratiğinde merkezi bir rol oynar. Bu da önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Sünnet namazları Kur'an'a mı dayanıyor, yoksa tamamen Kur'an sonrası gelenekler mi? Peygamberin kendisinin ortaya çıkardığı namazlar mı ?Şunu bilmekte yarar var. Din, emir ve yasaklarıyla Allah’ın koyduğu nizamdır. Hiç bir peygamber kendinden bir şey ekleyemez. Aksi halde şirk koşmuş olur. Peygamber sadece, Allah'ın emrettiklerini insanlara ileten bir elçidir.
Bilinen bir söz olarak yaygın kullanılan "peygamber kendi nefsinden konuşmaz", dine bir şey katamaz " (Necm 3/4) ilahi emrinin geçerliliğidir.
Kur'an-ı Kerim'de sık sık karşımıza çıkan "namazı kılın" emri 5 vakit Müslümanlara farz olan namaz içindir. Bir de bunların yanı sıra Allah-u Teâlâ'nın sık sık ifade buyurduğu "Tesbih edin" emri ilahisi var ki bu da namazların önünden ya da arkasından yapılması gereken eylemlerdir. Bir çok yerde namaz dua eş anlamı ile kullanılsa da, bedenen yapılan namazın dil ve kalp ile yapılan duadan farkı vardır. Durum böyle olunca da "Tesbih" edin" sözünde de namazı anlayabiliriz.
Taha suresindeki "Aile fertlerine namazı emret, kendin de bunda kararlı ol. " İsra "Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını; çünkü sabah namazı şahitlidir" ve Hud surelerindeki "Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kılın." emri sabittir.
Bir de peygambere hitaben, onun nezdinde Müslümanlara "istersen" anlamında "tesbih et" denildiği de bariz olarak açıktır.
Taha suresindeki 130. ayette "Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de rabbini övgüyle tesbih et; yine gecenin bazı vakitlerinde ve gündüzün iki ucunda da tesbih et ki hoşnutluğa erişesin." denilirken "gecenin bazı vakitlerinde ve gündüzün iki ucunda da" işaret edilen zamanlarda sünnetten söz edilmektedir. Buna benzer Kaf 39 (Resulüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla; güneş doğmadan ve batmadan önce rabbini övgü ve tesbih ile an.) ve Kaf 40.(Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu yücelterek an.) ayetler de de aynı talep vardır.
Taha suresindeki 130. ayette "Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de rabbini övgüyle tesbih et; yine gecenin bazı vakitlerinde ve gündüzün iki ucunda da tesbih et ki hoşnutluğa erişesin." denilirken "gecenin bazı vakitlerinde ve gündüzün iki ucunda da" işaret edilen zamanlarda sünnetten söz edilmektedir. Buna benzer Kaf 39 (Resulüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla; güneş doğmadan ve batmadan önce rabbini övgü ve tesbih ile an.) ve Kaf 40.(Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu yücelterek an.) ayetler de de aynı talep vardır.
"Tefsircilerin bir kısmı, güneş doğmadan önceki hamd ve tesbihi sabah namazı, batmadan öncekini öğle ve ikindi namazları, gecenin bir kısmındakini akşam ve yatsı namazları, secdelerin ardından yapılması istenen tesbihi ise nâfile (sünnet) namazları olarak yorumlamışlardır. Sûrenin peygamberliğin ilk yıllarında nâzil olduğu ve bu sırada henüz beş vakit namazın farz kılınmadığı dikkate alındığında, âyetlerde zikredilen vakitlerde Allah’ı hamd ve tesbih (tenzih) ile anmayı, nâfile namaz veya doğrudan zihin ve dil ile anma şeklinde anlamak daha uygun olur. Konuya açıklık getiren sahih hadisler de vardır:
Cerîr b. Abdullah isimli sahâbî anlatıyor: Hz. Peygamber ile beraber oturuyorduk, dolunayın bulunduğu gece idi, aya baktı ve şöyle buyurdu: “Bakın, şu ayı nasıl görüyorsanız rabbinizi de böyle, zahmet çekmeden göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan namaz kılmayı engelleyen şeylerin üstesinden gelebilirseniz kılın.” Râvi Cerîr, bununla sabah ve ikindi namazlarının kastedildiğini söylemiş, sonra da açıklamakta olduğumuz âyeti okumuştur (Müslim, “Mesâcid”, 211). Râvi bu ifadeyi sabah ve ikindi namazları olarak yorumlamış olsa da, “yapabilirseniz, meşgaleleri yenebilirseniz” mânasına da gelen şart, kastedilen namazın farz namaz olmadığını göstermektedir." ( Alıntı- Diyanet Kur'an Tefsiri)
Kur'an'da sünnet namazlarına dair verilen işaretler
Güneş doğmadan önce (قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ) → Sabah Sünnet.
Gün batımından önce (قَبْلَ غُرُوبِهَا) → 'İkindi Sünnet.
Akşamdan sonra, ( Evvabin)
Yatsı'dan sonra, ( Gece namazı)
Teheccüd.
Günün bölümleri (أَطْرَافَ النَّهَارِ) → Tarf (gündüz) kelimesinin çoğulu .
Sabah
Kuşluk ve
Öğle sünnetleri.
İkindi namazına ek olarak
Peygamberimizin uygulamaları bu Kur'anî işaretleri doğrulamaktadır. Birçok sahih rivayet, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) farz namazların etrafında sürekli olarak sünnet rekatlarını kıldığını doğrulamaktadır:
On iki rekat :
- Sabah namazından önce 2 müekked sünnet
- öğle namazından önce 4 müekked sünnet
- öğle namazından sonra 2 müekked sünnet
- akşam namazından sonra 2 müekked sünnet
- yatsı namazından sonra 2 müekked sünnet
Hiçbir sahih rivayette farz olan yatsı namazından önce sünnet rekatlardan bahsedilmemektedir.
Dolayısıyla, Peygamberimizin uygulamaları Kur'an'daki "gecenin saatleri" ve "gündüzün bölümleri" ifadelerini yansıtarak bunların pratik uygulamalarını doğrulamaktadır.
Bütün bunlar gösteriyor ki sünnet namazlar, Resûlullâh (s.a.v.)’ın Kur’an’dan çıkarmış olduğu doğru hükümlerden ibarettir.
Nafile namazlarla ilgili diğer bir önemli bir konu da niyet meselesidir. Bu namazları kılmak için niyet edilirken sanki bu namazların Resûlullâh için kılındığı gibi çok yanlış bir algı söz konusudur. Diğer bütün ibadetler gibi bu namazlar da yalnızca Allah için yapılır. Resûlullâh da bizim için örnek teşkil ettiği için elbette O’nun yapmış oldukları bizim için önemlidir. Fakat Resûlullâh örnek almak ibadetleri onun için yapmak anlamında değildir. Bu nedenle tüm ibadetlerde olduğu gibi bu namazların niyetinde de önemli olan kişinin Allah rızası için namaz kılacağını bilmesidir. Bu şekilde niyette bulunmak yeterlidir.
Referanslar
İbn Manẓūr, Lisān al-'Arab , sv “ṭ-rf,” “ān.”
Al-Rāghib al-Iṣfahanī, Mufradāt Alfāẓ al-Qur'ān , sv “qwm,” “sb-ḥ.”
Bukhārī, Saḥīḥ , Kitāb al-Tahajjud, 25, 29, 34; Kitāb al-Jumu'ah, 39.
Müslim, Saḥīḥ , Kitāb Salāt al-Musāfirīn, 291 (no. 729); Kitāb al-Jumu'ah, 71 (no. 882).
Mâlik, el-Muvatta' , 69; Ebû Dâvûd, Sünen , Kitâb el-salât, 290, 299; en-Nesâ'î, Sünen , Kitâbü'l-İkâme, 64; Kitâb Kıyâmü’l-Leyl, 66.
Abū Dāwūd, Sünen , Kitāb al-Ṣalāt, 297 (no. 1271–1272).
Tirmizî, Sünen , Kitâbu't-salât, 318.
Derleme : Erol Kara / @Dinierk




Hoş geldiniz. Fikirlerinizi paylaşmanızdan mutluluk duyarız