
İslam'da bu tür kazançlar "Meks" olarak adlandırılır. "Meks" aşırı ve meşru olmayan vergi demektir.
Ve Meks çok büyük günah olarak fıkıhta yer almaktadır.
Sözlükte “vergi tahsili, kesinti, gümrük resmi, bâc, fiyat indirimi, eksiklik” gibi anlamlara gelen "meks" haram olup, büyük günahlardan sayılmaktadır.
"Meks" geniş anlamıyla “hesap veya kesenek, kesinti, vergi/resim” mânasına gelir; dar anlamıyla bir ülkedeki mahallî idarelerin kendi bölgelerine giren ticaret mallarından rıhtımlar, sınır gümrükleri, şehir kapıları, köprü başları, derbendler, kapanlar veya pazarlarda aldıkları duhûliye resimlerini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisinde ve muhtelif fıkıh kitaplarında yer alan bilgilere göre eski İslam devletlerinde bazı hükümdarlar Meks olarak bilinen vergileri kaldırmış, zaman zaman sonraki liderlerce tekrar konulduğu görülmektedir.
Meks'in alınması Hazreti Muhammed (salli aleyhi ve sellem) tarafından yasaklandığı gibi, “Meks tahsildarı cennete giremez” (Müsned, IV, 109, 143, 150; Ebû Dâvûd, “İmâre”, 7); denilerek, gereğinden fazla halkı yoksul düşürecek vergi alınması engellenmek istenmiştir. (İbn Hanbel, c. 4, s. 109, 143, 150; Ebû Dâvud, “İmâre”, 7)“Âşiri karşılaştığınız yerde öldürün!” (Müsned, IV, 234) vb. hadisleri de zikrettiği de bilinmektedir. Bu hadiste geçen "öldürün" sözünün bazı kaynaklarda zayıf olduğu belirtilmiş olsa da Aşir'in meşru olmayan, zorbalık ve zulümle alınan vergiler ile bu vergileri toplayan tahsildarlar kastedildiği söylenmiştir.
Bunun dışında vergi memurları dışında, ticari yerlerde, pazarın girişinde duran veya pazardaki tüccarların yanına giderek, pazarın belediye veya devlet tarafından kiralandığını bilerek, mallarını sergilemeleri karşılığında belirli bir miktar para ödemeye zorlayan kişiyi ifade etmek için de kullanılmaktadır. Bu eylem, Allah'ın Elçisi'nin (sallallahu aleyhi ve sallam) bahsettiği "meks" mıdır? Değil midir? Bu eylemin (yani, bir pazar yerini belirli bir kuruluştan kiralamak ve ardından insanları bu pazarda mal sergilemek ve satmak karşılığında para ödemeye zorlamak) İslami hukuk hükmü aynı mıdır? Bununla birlikte, tamircinin işi yapsa da yapmasa da istediği servis ücreti, yemek yemek için lokantaya gelen müşteriden hizmet ve kuver ücretini istenmesi, taksicilerin taksimetre açılış ücreti alması, nakit yerine kart ile alışveriş eden kişiden kredi kartı komisyonunun tüketiciden istenmesi, hacca gidenlerden yurt dışı harcının alınması, vize ücreti istenmesi, camilere giren çıkanlardan , taharet almak için tuvaletlere girenlerden ücret alınması, vergilere ek vergi adı altında ek vergi diyerek ekstra vergi alınması, mesken yapmak isteyenlerden muhtelif isimler altında esas vergi dışında harç alınması, halkın temel ihtiyacı olan su, doğalgaz, elektrik gibi asli hizmetlere muhtelif harç ve vergilerin eklenmesi gibi örneklerini artırabileceğimiz uydur buldur ücretlerin alınması da meks kapsamındadır.
********
"Haksızlığa uğradığı için karşılık verenlere gelince, onlar aleyhine bir yol tutulamaz. Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlara yöneliktir. Onlar için elem verici bir azap da vardır. ( Şura Suresi ayet 41 - 42 )"
"Haksızlığa uğradığı için karşılık verenlere gelince, onlar aleyhine bir yol tutulamaz. Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlara yöneliktir. Onlar için elem verici bir azap da vardır. ( Şura Suresi ayet 41 - 42 )"
"İnsanları haklarından mahrum etmeyin ve yeryüzünde fesat çıkarmayın, bozgunculuk yaymayın" [Hud 85]
******
Aşağıdaki yazı Diyanet İslam Ansiklopedisinde Cengiz Kallek imzasıyla yer alan yazıdır
******
Aşağıdaki yazı Diyanet İslam Ansiklopedisinde Cengiz Kallek imzasıyla yer alan yazıdır
"Mesk'in Fıkhî Hükmü.
Meks kelimesi fıkıh kitaplarında çoğunlukla ticarî emtiadan alınan gayri meşrû vergileri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu sebeple meks uygulaması yukarıdaki hadislerin ışığında büyük günah olarak görülmüştür (Zehebî, s. 131; İbn Hacer el-Heytemî, ez-Zevâcir, I, 180-181). Nevevî’ye göre meksin en çirkin mâsiyet ve günahlardan sayılmasının sebebi tahsildarın insanların hakkını yemesi, zulmünü tekrarlaması, hatta işkence boyutlarına vardırması, haksızlıkla aldığı malları hak sahiplerine harcamamasıdır (Şerḥu Müslim, XI, 203). İbn Hazm, tüccar ve yolcuların şehre dışarıdan getirdikleri ticaret metâından pazarlarda meks alınmasının büyük bir zulüm, haram ve fısk olduğu hususunda ittifak bulunduğunu, ancak meşrû uşûrun bundan müstesna tutulduğunu söylemektedir (Merâtibü’l-icmâʿ, s. 121). Ebû Ya‘lâ el-Ferrâ’ya göre İslâm ülkesinde bir yerden başka bir yere nakledilen mallardan alınan iç gümrükler haramdır; ne ictihada dayanır ne de âdil bir maliye politikasını yansıtır (el-Aḥkâmü’s-sulṭâniyye, s. 246). Bu verginin zaman zaman uşûr adı altında tahsil edilmesinin bir meşrulaştırma gayretini yansıttığını düşünmüş olmalıdır ki İbn Kayyim el-Cevziyye, meksin Hz. Ömer’in uyguladığı uşûra kıyas edilmesini müşriklerin ribâ ile ticareti kıyaslamasına benzetmektedir. Ayrıca ona göre Resûlullah’ın katlini emrettiği mekkâsa cennet haramdır (Aḥkâmü ehli’ẕ-ẕimme, s. 149). Meks tahsildarının yol kesen hükmünde mi yoksa gāsıp hükmünde mi olduğu hususu tartışmalıdır (Muhammed b. Ahmed ed-Desûkī, IV, 348). Zehebî’ye göre mekkâs yol kesene benzer ve hırsızdan daha şerlidir. Meks tahsildarının katlinin cevazı hususu dahi tartışılmış, ancak görüş birliğine varılamamıştır. Yukarıda zikri geçen hadisten hareketle katlinin mubah, bunu yapanın da sevaba nâil olacağını düşünen fakihler yanında (İbn Nüceym, V, 45) onun yol kesen eşkıyadan sayılmayacağı, ancak kıyamet günü en şiddetli azaba uğrayanlardan olacağı görüşünü benimseyenler de vardır (İbn Teymiyye, XXVIII, 319). Makrîzî, her türlüsünü haram saydığı meks gelirleriyle geçinenin fâsık olduğunu ve adalet vasfını kaybettiği için şahitliğinin kabul edilmeyeceğini savunur (es-Sülûk, XII, 1188). Kadının meks gelirlerinden tahsis edilen maaşı almasına da cevaz verilmemiştir (Venşerîsî, VI, 152-153).
İbn Hacer el-Heytemî‘nin bildirdiği kadarıyla Şâfiî mezhebine göre meks, zekât niyetiyle ödense bile o isim ve gayeyle tahsil edilmediği için dinî-malî mükellefiyeti düşürmez. Meks memurları zekât olarak tahsil ettiklerini söyleseler bile pek çoğu zekâta müstahak değildir. Ulemânın hırsız ve yol kesenler, hatta daha şerliler sınıfına kattığı birine zekât niyetiyle yapılan ödeme mükellefiyeti düşürmez. Ancak zalim sultanın zekât adı altında tahsil ettiği uşûr mükellefin de o niyetle ödemesi durumunda yükümlülüğünü ıskat eder. Dimyâtî’ye göre şeytanların barınağı olduğu için meks tahsilâtına mahsus mahalde namaz kılmak dahi mekruhtur (Ḥâşiyetü İʿâneti’ṭ-ṭâlibîn, I, 195; II, 164, 182).
Hanefî mezhebinin bu meseleye yaklaşımını aktaran İbn Âbidîn’e göre mekkâs, meks toplama işini imamdan maktû bir bedel karşılığında mukātaa usulüyle üstlenmekte ve tahsilâtı kendisi için zulüm ve zorbalıkla yapmaktadır. Tüccar, aynı malın meksini bir yıl içinde yolu üzerindeki birden fazla mekkâsa zekât uygulamasının aksine tekrar tekrar ödemek zorunda kalmaktadır. İmam tarafından yolcuların zekâtını tahsil etmek ve mal güvenliğini sağlamak üzere nasbedilmediği gibi halkın malını zorbalıkla aldığından mekkâsın kestiği vergi zekât niyetiyle bile verilse mükellefiyeti düşürmez. Meks kaynaklı olduğunu bile bile mekkâstan ya da onun aktardığı üçüncü şahıslardan bir şey almak haramdır (Reddü’l-muḥtâr, VI, 385).
İbn Teymiyye, sınırları içinde meks uygulanan bir iktâya sahip kimsenin ondan feragat ederse halefi döneminde söz konusu verginin azaltılmayıp aksine arttırılacağından endişelenmesi, halbuki kendisinin mümkün mertebe indirime gitme imkânının bulunması ve raiyyesinin kendisini tercih etmesi durumunda konumunu muhafazasının müslümanlar için daha hayırlı, imkân ölçüsünde adaleti yayıp zulmü kaldırmasının da vâcip olduğu kanaatindedir. Çünkü iktâlar haram bile karışsa aslen câizdir; gelirinin haram bulaşan kısmı mümkün mertebe ayrılıp hak ya da ihtiyaç sahiplerine verildikten sonra kalanından faydalanılır (Mecmûʿu fetâvâ, XXVIII, 590; XXX, 356 vd.).
İmam Şâfiî, Âl-i İmrân sûresinin 97. âyetindeki, “Yol bulana hac yapmak farz kılındı” ifadesini yorumlarken hacı adayının yolu üzerindeki zalim meks tahsildarlarına hiçbir şey ödemek zorunda olmadığını, bu sebeple olumsuzluk ortadan kalkana kadar mükellefiyetin düşeceğini söylemektedir. Hac yolu üzerindeki zalim meks tahsildarlarının mal veya canına tecavüzde bulunması sebebiyle yolculuğunu tamamlayamayacağından korkan kişiye haccın farz olmayacağını söyleyenler yanında yolculuğu sırasında yetecek kadar yolluğu (binek ve azık) bulunan, ayrıca meks ödemeye gücü yeten kişilerin üzerinden vücûbiyetin düşmeyeceğini savunanlar vardır. Hanefî mezhebinde de fetva bu yöndedir (Şevkânî, I, 363; İbn Âbidîn, II, 463-464).
Önceleri mekse muhalefet eden fakihler zamanla fevkalâde durumlar ve kamu maslahatının gerektirmesi şartıyla bu uygulamayı onaylamışlardır. Onların bu tutumunda bazı ulemâ ve kadıların maişetlerinin meks gelirlerinden karşılanmasının da payı olabilir. Her şeye rağmen çeşitli dönemlerde söz konusu uygulamaya şiddetle karşı çıkanlara rastlanmaktadır. Meselâ Demenhûr Şâfiî fakihlerinden Şehâbeddin Ahmed İbnü’l-Cündî meks mülteziminin kazancını kerih gördüğü için darb ve sürgünle cezalandırılmıştır (788/1386). Memlük iktidarı aleyhindeki muhalefetiyle tanınan fakih İbnü’l-Burhân, Dımaşk’ta yakalanıp Kahire’de huzuruna çıkarıldığı el-Melikü’z-Zâhir Berkuk’a aralarında meks tahsilâtının da bulunduğu çeşitli eleştiriler yöneltince darb ve hapis cezasına çarptırılmıştı. Öte yandan ulemânın iktidar sahiplerine yönelik meks aleyhtarı nasihat ve arzuhallerine rastlanmaktadır. Nitekim Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Muhammed Tapar’ın İbnü’t-Tallâye diye tanınan zâhid Ahmed b. Ebû Gālib el-Bağdâdî’nin vaazı üzerine meksleri iptal ettiği (Yâfiî, III, 287), Safer 775 (Ağustos 1373) tarihinde Kādılkudât Burhâneddin İbn Cemâa ve Kazasker Ömer b. Reslân el-Bulkīnî’nin Memlük Hükümdarı el-Melikü’l-Eşref Şa‘bân ile görüşerek emlâk alım satım vergilerinin kaldırılmasını arzettikleri ve bu talebin olumlu karşılandığı kaydedilmektedir. Celâleddin es-Süyûtî (Ẕemmü’l-meks) ve Zeynüddin Sarıca b. Muhammed el-Malatî el-Mardînî (İẕlâlü’n-nükûs fî iḍlâli’l-mükûs) gibi bazı âlimler meks aleyhinde eserler kaleme almışlardır (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 52, 828).
İbn Hacer el-Heytemî‘nin bildirdiği kadarıyla Şâfiî mezhebine göre meks, zekât niyetiyle ödense bile o isim ve gayeyle tahsil edilmediği için dinî-malî mükellefiyeti düşürmez. Meks memurları zekât olarak tahsil ettiklerini söyleseler bile pek çoğu zekâta müstahak değildir. Ulemânın hırsız ve yol kesenler, hatta daha şerliler sınıfına kattığı birine zekât niyetiyle yapılan ödeme mükellefiyeti düşürmez. Ancak zalim sultanın zekât adı altında tahsil ettiği uşûr mükellefin de o niyetle ödemesi durumunda yükümlülüğünü ıskat eder. Dimyâtî’ye göre şeytanların barınağı olduğu için meks tahsilâtına mahsus mahalde namaz kılmak dahi mekruhtur (Ḥâşiyetü İʿâneti’ṭ-ṭâlibîn, I, 195; II, 164, 182).
Hanefî mezhebinin bu meseleye yaklaşımını aktaran İbn Âbidîn’e göre mekkâs, meks toplama işini imamdan maktû bir bedel karşılığında mukātaa usulüyle üstlenmekte ve tahsilâtı kendisi için zulüm ve zorbalıkla yapmaktadır. Tüccar, aynı malın meksini bir yıl içinde yolu üzerindeki birden fazla mekkâsa zekât uygulamasının aksine tekrar tekrar ödemek zorunda kalmaktadır. İmam tarafından yolcuların zekâtını tahsil etmek ve mal güvenliğini sağlamak üzere nasbedilmediği gibi halkın malını zorbalıkla aldığından mekkâsın kestiği vergi zekât niyetiyle bile verilse mükellefiyeti düşürmez. Meks kaynaklı olduğunu bile bile mekkâstan ya da onun aktardığı üçüncü şahıslardan bir şey almak haramdır (Reddü’l-muḥtâr, VI, 385).
İbn Teymiyye, sınırları içinde meks uygulanan bir iktâya sahip kimsenin ondan feragat ederse halefi döneminde söz konusu verginin azaltılmayıp aksine arttırılacağından endişelenmesi, halbuki kendisinin mümkün mertebe indirime gitme imkânının bulunması ve raiyyesinin kendisini tercih etmesi durumunda konumunu muhafazasının müslümanlar için daha hayırlı, imkân ölçüsünde adaleti yayıp zulmü kaldırmasının da vâcip olduğu kanaatindedir. Çünkü iktâlar haram bile karışsa aslen câizdir; gelirinin haram bulaşan kısmı mümkün mertebe ayrılıp hak ya da ihtiyaç sahiplerine verildikten sonra kalanından faydalanılır (Mecmûʿu fetâvâ, XXVIII, 590; XXX, 356 vd.).
İmam Şâfiî, Âl-i İmrân sûresinin 97. âyetindeki, “Yol bulana hac yapmak farz kılındı” ifadesini yorumlarken hacı adayının yolu üzerindeki zalim meks tahsildarlarına hiçbir şey ödemek zorunda olmadığını, bu sebeple olumsuzluk ortadan kalkana kadar mükellefiyetin düşeceğini söylemektedir. Hac yolu üzerindeki zalim meks tahsildarlarının mal veya canına tecavüzde bulunması sebebiyle yolculuğunu tamamlayamayacağından korkan kişiye haccın farz olmayacağını söyleyenler yanında yolculuğu sırasında yetecek kadar yolluğu (binek ve azık) bulunan, ayrıca meks ödemeye gücü yeten kişilerin üzerinden vücûbiyetin düşmeyeceğini savunanlar vardır. Hanefî mezhebinde de fetva bu yöndedir (Şevkânî, I, 363; İbn Âbidîn, II, 463-464).
Önceleri mekse muhalefet eden fakihler zamanla fevkalâde durumlar ve kamu maslahatının gerektirmesi şartıyla bu uygulamayı onaylamışlardır. Onların bu tutumunda bazı ulemâ ve kadıların maişetlerinin meks gelirlerinden karşılanmasının da payı olabilir. Her şeye rağmen çeşitli dönemlerde söz konusu uygulamaya şiddetle karşı çıkanlara rastlanmaktadır. Meselâ Demenhûr Şâfiî fakihlerinden Şehâbeddin Ahmed İbnü’l-Cündî meks mülteziminin kazancını kerih gördüğü için darb ve sürgünle cezalandırılmıştır (788/1386). Memlük iktidarı aleyhindeki muhalefetiyle tanınan fakih İbnü’l-Burhân, Dımaşk’ta yakalanıp Kahire’de huzuruna çıkarıldığı el-Melikü’z-Zâhir Berkuk’a aralarında meks tahsilâtının da bulunduğu çeşitli eleştiriler yöneltince darb ve hapis cezasına çarptırılmıştı. Öte yandan ulemânın iktidar sahiplerine yönelik meks aleyhtarı nasihat ve arzuhallerine rastlanmaktadır. Nitekim Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Muhammed Tapar’ın İbnü’t-Tallâye diye tanınan zâhid Ahmed b. Ebû Gālib el-Bağdâdî’nin vaazı üzerine meksleri iptal ettiği (Yâfiî, III, 287), Safer 775 (Ağustos 1373) tarihinde Kādılkudât Burhâneddin İbn Cemâa ve Kazasker Ömer b. Reslân el-Bulkīnî’nin Memlük Hükümdarı el-Melikü’l-Eşref Şa‘bân ile görüşerek emlâk alım satım vergilerinin kaldırılmasını arzettikleri ve bu talebin olumlu karşılandığı kaydedilmektedir. Celâleddin es-Süyûtî (Ẕemmü’l-meks) ve Zeynüddin Sarıca b. Muhammed el-Malatî el-Mardînî (İẕlâlü’n-nükûs fî iḍlâli’l-mükûs) gibi bazı âlimler meks aleyhinde eserler kaleme almışlardır (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 52, 828).
Derleme @Dinierk




Hoş geldiniz. Fikirlerinizi paylaşmanızdan mutluluk duyarız