Sitemizde aramak istediğiniz konuyu
                                      "

DiniErk - Doğru Dini Bilgi

Hazreti Muhammed Arap mıdır?


Hazreti Muhammed Arap mıdır? 
Kendisinin ifadesiyle Arabistan Araplarından olmadığına dair beyanı olmasına rağmen genellikle ona düşman olanlar tarafından bir Arap olduğu iddia edilen kıymetli peygamberimiz (sav) öz be öz bir Suudi Arabı değildir. 

Hz. Muhammed (sav)'in Soyu
Hz. Muhammed (sav), Hz. İbrâhim’in (as) oğlu İsmâil’e (as) nisbetle İsmâilîler diye de anılan ve iki büyük Arap topluluğundan birini teşkil eden Adnânîler’e (Arab-ı müsta‘ribe - “Araplaşan Arap”) mensuptur (diğeri Arab-ı âribe, (“Sonradan Araplaşan”) Kahtânîler’dir). 
Soy kütüğünün yirmi birinci göbekten atası olan Adnân’a kadar uzanan kısmı güvenilir bulunarak zikredilmiş, ondan sonrası Hz. Peygamber zamanında da söz konusu olduğu için Resûlullah kendi nesebinin Adnân'a kadar zikredilmesine izin vermiş, ondan sonrasını ise yasaklamıştır. (İbn Sa‘d, I, 56, 58). 
Adnanîler, İslâm Peygamberi Muhammed’in soyunun dayandığı, Arap Yarımadası'nda yaşamış olan bir kavimdir. Asıl yurtları, Arap Yarımadası'nın kuzey, orta ve batı kısımlarıdır. Ataları Peygamber Muhammed’in yirmi birinci büyük dedesi olan Adnan'dır.(Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saadet, c.1,s.1199 Adnan, Adnanî Araplar'ın geleneksel atası olarak kabul edilmektedir. Sonradan Araplaşmış olan Araplar olarak bilinmektedirler. Adnan'ın soyu ise İsmail'in büyük oğlundan zuhur eden "Kedarlar" aşireti'ne dayandırılmaktadır.(Parolin, Gianluca P. (2009).) Yaşadıkları dönemde Arap Yarımadasının güney ve güneydoğusundaki kısımlarında da "Kahtaniler" yaşamaktaydı. 
Mekke Adnânîler'in ana yurdu kabul edilmektedir. Bu soydan gelen ve Mekke'de yerleşik bir hayat yaşayan Kureyş kabilesi dışındaki diğer Adnânî kabileleri Arabistan'ın Necid, Tihâme ve Hicaz bölgelerinde göçebe veya yarı göçebe olarak yaşıyorlardı. Bazı Adnânî kabilelerinin güneyde Yemen'e, kuzeyde Suriye, Irak ve el-Cezîre'ye yerleşmiş olmaları, kendilerine Hicaz veya Kuzey Arapları denilmesine engel teşkil etmez. Adnân'ın soyundan gelen Araplar'a daha önceleri "Meaddîler" veya "Nizârîler" de deniliyordu. Nitekim Câhiliye devri şiirlerinde, Lebîd'in bir şiiri hariç tutulursa, Adnân adının hemen hemen hiç geçmediği görülür. İslâmiyet'in doğuşuna yakın tarihlerden itibaren ise bunlar "Adnânîler" diye anılmaya başlanmış, bu gelenek İslâmî devirde de devam etmiştir.
Milâttan önce 604-561 yılları arasında yaşamış olan Buhtunnasr, Filistin'de yahudileri yenilgiye uğratıp dağıttıktan sonra Arabistan'ı işgal ve tahrip etmiş, sonra da Mekke'ye saldırmıştı. Adnân kendisine karşı koyduysa da mağlûp olmuş ve Buhtunnasr'ın Bâbil'e dönmesinden sonra ölmüştür. Adnân'ın Nebt ve Amr adında iki kardeşi vardı. Kaynaklarda, üzerinde ihtilâf edilmeyen Mead adlı oğlundan başka Dîs, Dahhâk, Übey, Ud, Ay' ve Udeyn (veya Aden) adlarında altı çocuğundan daha bahsedilmektedir.
Neseb âlimlerince, Adnan'ın soyunun İbrahim peygamber'in neslinden olduğu ittifakla kabul edilmektedir. (Kâinatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Salih Suruç,)
Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim ve oğlu Hz.İsmail’in Kabe’yi inşa ettikten sonra yaptıkları duaya da yer verilir ve Hz. Peygamber’in onların soyundan geldiğine işaret edilir: “Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun  eğenlerden kıl; neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar; bize ibadet usûllerimizi göster ve tevbemizi kabul et. Zira tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak sensin. Ey Rabbimiz! Neslimiz arasından, senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir peygamber gönder. Muhakkak ki sen Azîz ve Hakîmsin.” (Bakara, 2/128-129.) 
Bilindiği gibi Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in ortak neslinden gelmiş olan tek peygamber Hz.  Muhammed’dir. Resûlullah da (s. a. v.) soyu hakkında şöyle buyurmuştur: “Allah İbrahim’in oğullarından İsmail’i, İsmailoğulları’ndan Benî Kinâne’yi, Kinâne’den Kureyş’i, Kureyş’ten Benî Hâşim’i ve onlar arasından da beni seçti.” ( Müslim, “Fezâil”, 1; Tirmizî, “Menâkıb”, 1; İbn Sa‘d, a.g.e., I, 20)
Bizzat kendisi tarafından kabul edilip bütün İslâm kaynaklarınca zikredilen soy kütüğü şöyledir:
  1. Adnan
  2. Ma'ad
  3. Nizâr
  4. Mudar
  5. İlyâs
  6. Müdrîke(Amir)
  7. Hüzeyme
  8. Kinâne
  9. Nadr
  10. Mâlik
  11. Fihr El Kureyşî
  12. Gâlib
  13. Lüeyy
  14. Kâ'b
  15. Mûrrah ibn-i Kâ’b
  16. Kilâb ibn-i Mûrrah
  17. Kusay bin Kilab
  18. ʿAbd’ûl-Menâf bin Kusayy (Muğîre)
  19. Hâşim ibn-i ʿAbd’î-Menâf (asıl adı "Amr")
  20. ʿAbd’ûl-Muttâlib ibn-i Hâşim (asıl adı "Şeybe")
  21. ʿAbd Allâh ibn-i ʿAbd’ûl-Muttâlib
  22. Ebû’l-Kâsım Muhammed ibn ʿAbd Allâh ibn ʿAbd’ûl-Muttâlib
Peygamberimizin Arap mı değil mi konusunda yapılan araştırmada bir çok kaynak benzer alıntılarla Kur'an-ı Kerim'deki "Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, emrolunduklarını onlara apaçık anlatsınlar."[İbrahim, 14/4] âyetine dayanarak, Hz. Peygamber’e gönderilen kitabın Arapça olması dolayısıyla O'nun da Arap olduğu yönünde sonuca varıldığı görülüyor. Hatta Şuara 26/195 ayetindeki "Halkı Allah'ın azabından sakındıran peygamberlerden olsun diye onu apaçık bir Arapça lisan ile senin kalbine Cebrail getirdi." ifadesiyle de bu yönde pekişmiş bir dayanak daha ortaya koymaktadırlar. 
Hatta, biraz daha irdeleyecek olursak Feyzü'l-Kadîr, I/178, Hadis no: 225'de geçen "Üç hasletten dolayı Arabı seviniz: Çünkü ben Arabım, Kur'ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur, cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır." hadisi şerifini delil olarak önümüze koydukları görülmektedir. Ancak, burada Arabı seviniz sözü mutlaka arap milletinden olan bir arabı sevme anlamı vermemekte sadece takva ehli bir arabı sevme anlamındadır. Bu farkı mutlaka bilmek gerekir. O mübareğin "Ben arabım, fakat arab benden değildir." sözünde de bir asıl bir mecaz anlam çıkartanlar vardır.
"Ben arabım, fakat arab benden değildir." sözü bazı kaynaklar sahih bazı kaynaklar ise uydurma olduğunu belirtmektedir. Pekala, sahih diyenler için takva yönü, yani peygambere itaat edenler peygambere itaat etmeyenler ise kendinden değil anlamına çevirmekte, diğer grup ise yok böyle bir söz deyip kesip atmaktadır.

Son Olarak, "Ben arabım, fakat arab benden değildir." sözü ister kabul edilsin, ister edilmesin Tevbe 90 - 99 ayetlerine bakalım. Bu ayetlerde Allahu Teala (c.c) bir takım araplardan söz etmektedir. Öyle ki, ayetlerde geçen ( el-a‘râb ) kelimesi meal ve tefsirlerde "bedevîler" demek olup a‘râbî kelimesinin çoğuludur. Burada ister bedevi ister arap denilsin burada söz edilen Kahtaniler olup genellikle Arap Yarımadasının güney ve güneydoğusu ve kuzeyinde yaşamaktaydı. Bunların yani öz Arapların medeniyetten uzak olduğu bilinmektedir. Bunlar için Tevbe suresinde geçen şu ayetler çok manidardır.

"Bedevîlerden mazeret ileri sürenler kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah ve resulüne inanmayanlar da (münafıklar) oturup kaldılar. Onlardan inkârcı olanlara elem veren bir azap gelecektir."
﴾91﴿
"Güçsüzler, hastalar ve harcama yapma imkânı olmayanlar için -Allah ve peygamberine sadık kaldıkları sürece- sorumluluk yoktur. İyi niyet sahiplerini sorumlu tutmak olmaz. Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir."
﴾92﴿
"Kendilerine binek sağlaman için sana gelip de, “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum” diye cevap verdiğin zaman, harcayacak bir şey bulamamanın üzüntüsünden göz yaşları dökerek geri dönenlere de günah yoktur."
﴾93﴿
"Sorumluluk sadece imkânları müsait olduğu halde senden izin isteyenler için vardır. Onlar geride kalanlarla beraber olmayı yeğlediler; Allah da onların kalplerini mühürledi; artık doğruyu bilemezler."
﴾94﴿
"Onlar, yanlarına döndüğünüz zaman da size özür beyan ederler. De ki: “Boşuna mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayız, çünkü Allah yaptıklarınızın içyüzünü bize bildirmiştir. Bundan böyle de Allah ve resulü yapıp ettiklerinizi görecektir; sonra gizli açık her şeyi bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size neler yapmış olduğunuzu haber verecektir.”
﴾95﴿
"Yanlarına döndüğünüz zaman, onları hesaba çekmekten vazgeçesiniz diye size yemin billâh edecekler. Artık onlardan uzak durun; zira onlar tiksinilecek kimselerdir, işlemiş oldukları günahların karşılığı olarak varacakları yer de cehennemdir."
﴾96﴿
"Kendilerinden hoşnut olasınız diye size yemin ederler. Fakat siz onlardan hoşnut olsanız bile Allah günaha batmış o kimselerden asla razı olmaz."
﴾97﴿
"Bedevîler inkârcılık ve iki yüzlülükte daha ileridedirler; Allah’ın resulüne indirdiklerinin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah her şeyi bilmekte ve hikmetle yönetmektedir."
﴾98﴿
"Bedevîlerden öyleleri vardır ki, hayır yolunda yaptığı harcamayı angarya sayar ve başınıza kötü hallerin gelmesini bekler durur. O kötü haller kendi başlarına gelsin! Allah her şeyi çok iyi işitir ve bilir."
﴾99﴿
"Bedevîler arasında öyleleri de vardır ki, Allah’a ve âhiret gününe inanır, hayır yolunda harcadıklarını Allah’a yakın olmak ve peygamberin duasını almak için vesile sayar. Bilesiniz ki bunlar kendileri için bir yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetiyle kuşatacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir."
**********
Anlaşıldığı gibi Arap denilenlerin bir kısmı kötü, pek azı da iyi idi. Peygamberin ben Arap değilim diyerek işaret ettiği bu tür Araplardır. Onlar öz Araplardır. 
Konuyu bir örnekle verecek olursak, ülkemiz Türk vatanıdır. Bu topraklarda yaşayan dünyanın neresine giderse gitsin Türk vatandaşı kısaca Türk sayılır. O şekilde kabul görürü. Ancak soyu Türk olmayıp yaşayan farklı olan Arap, Laz, Bulgar, Rus, İngiliz, Fransız, Çerkez, Gürcü vs kendilerini tanıtırken "Türk'üm ama Türk değilim" diyebilir. Yıllar önce ataları Afrika'dan, Asya'dan, Avrupa'dan gelmiş hatta Rum soyundan olup Türk olduğu sanılan milyonlarca insan var. Arabistan'da öyledir. Amerika da öyledir. Amerika demişken Kızılderililerden başka saf Amerikalı yoktur. 
Bu vesile ile belirtelim ki, Hazreti Muhammed'in Türk olduğunu söyleyenlerin iddiası da asla doğru değildir. 

Doğrusunu mutlaka Allah c.c Bilir. 

dindar, ilmihal, diyanet, namaz, hac umre, islam

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Yorumlar Editör tarafından incelenmekte olup, spam mesajlar dikkate alınmaz. Engellenir.*